30 Haziran 2016 Perşembe

Sisifos Söyleni'nden Bana Kalanlar

Bu yazımda bir değişiklik yapıp bir kitap hakkında yazacağım. Bu yazımı bir kitap eleştirisi yazısı gibi değil de başlığında da belirttiğim gibi kitaptan anladığım ve bana kalanları size aktarıcam. Yoksa kitap eleştirisi yapmak benim boyumu çok aşıyor. Hayatımın son dönemlerinde ölüm,varlık,yokluk gibi konuların ilgimi çekmesi ve belki de Seventh Seal, Wild Strawberries ve Ikriu gibi filmleri izlemiş olmamın etkisiyle (ve arkadaşımın önerisiyle) Albert Camus-Sisifos Söyleni'ni okumaya karar verdim. Aslında kendime sorduğum en temel soruları size aktarmak istiyorum. Öncelikle bir insanı düşünelim hayatı ona mutsuzluk dışında bir şey getirmiyor. Bu insan hayatının büyük bir bölümünü mutsuz bir şekilde yaşamaktansa neden hayatına son vermiyor? Neden yaşamak ,özellikle de mutsuz bir şekilde yaşamak, ölüm durumundan daha "iyi" bir durum olsun? Ölümü neden yaşamı kaybetmek değil de başka bir duruma geçiş yapmak gibi göremiyoruz? Hatta ölümün mutlu bir yaşamdan bile "daha kötü" olduğunu nasıl kanıtlıyoruz?  Bu yazdığım sorular daha genişletilebilir. Tabii bu soruları okuyan bazı arkadaşlarım " Abi iyi misin neyin var? Bak hayat çok güzel."  diyebilir. Benim bu sorduğum sorular daha genel kapsamda incelenmelidir. Elbet bu sorulara bulduğum cevaplar da beni etkileyecektir.



İşin güzel yanı kitabı okurken bu sorularıma ikna edici cevaplar bulduğumu düşünüyorum. Bu yazımdaki temel amacım da bu cevapları sizlere aktarmak. Bunu yaparken bir yandan kitapta altını çizdiğim ve anlamlı bulduğum yerleri de size aktarmaya çalışacağım. Öncelikle kitapta bir uyumsuz(absürd) tanımı yapılıyor ve kitapta geçen bütün düşünceler uyumsuz kişi veya düşünce kavramına dokunuyor. Uyumsuz kitapta şöyle tanımlanmaktadır: "... insan ya da düşünce sözcüklerinin sıfatı olduğu zaman, insan açısından evrenin mantığa aykırılığını,tutarsızlığını anlamı , her şeyi olduğu gibi gören , bilinçli insan ya da düşünceyi belirtir."  İnsanlar hayatlarını yönlendirirken bir çok faktörü göz önünde bulundururlar. Bazen alınan kararlarda duygular ve istekler , rasyonel düşünceyi baskılar. İşte bu olduğu zaman kişi uyumsuz olmaktan uzaklaşır. Uyumsuz sadece mantığını dinler. Mantığına uymayan veya bilmediği bir durum olunca ona senaryolar üretmek yerine durur. Bu duruma bilindik bir örnek vermek istiyorum. Evrenin başlangıcı konusundaki soru işaretleri günümüzde bile tamamen yok edilememiştir. Bilimdeki ilerlemeler zaman içinde bu soru işaretlerini azaltacaktır. Bu düzlemde "Evreni nasıl oluştu?" sorusuna biliyorum sevabı vermek kitapta Camus'nun da dediği gibi bir sıçrama yapmak demektir. Eğer bu soruya evet tanrı yarattı gibi bir cevap verebiliyorsanız bu cevabı kendi mantıksal süzgecinizden geçirip bulmak yerine daha duygusal bir karar vermeyi seçmişsinizdir. Bu cevaba alternatif benim önerdiğim cevap bilmiyorum demektir. Bilmiyorum cevabının eksiği mutluluktur. İnsanlar sorularını cevaplamaktan haz ve mutluluk duyarlar. Sorulara cevap bulamamak bir tedirginlik sebebidir. Uyumsuzun birincil amacı doğruyu bulmaktır, mutlu olmak değil.



"Uyumsuzluk, anlaşıldığı andan sonra bir tutkudur,tutkuların en can alıcısıdır. Ama tutkularımızla yaşayabilecek miyiz, yaşayamayacak mıyız, yüreğimizi bir yandan coştururken, bir yandan da yakacak olan derin yasalarını benimseyecek miyiz,benimsemeyecek miyiz işte tüm sorun bu."
İnsan bir kere sorularına cevap bulmayı ikinci plana attığı zaman uyumsuza daha çok yaklaşır. Günün sonunda gerçeğe yani aklımızla ulaşabileceğimiz metafiziksel olmayan gerçeğe daha da yaklaşmış oluruz ama kendimizi kandırmış olmayız. Camus'nun da dediği gibi bu uyumsuz tavır merakla birleşerek bir tutku halini alır. Buradaki anahtar daha önce de söylediğim gibi bilmiyorum demekten çekinmemektir. Yazının en başında sorduğum sorulara cevap ararken de bu yöntemi izlemek tek yapmam gereken şeydir.



"İntiharın başkaldırıdan sonra geldiği düşünülebilir. Ama yanlış olarak. Çünkü intihar başkaldırının bir sonucu değildir. İçerdiği boyun eğiş dolayısıyla onun tam tersidir." Hepimiz intihar etmeyi hayata , haksızlığa ,mutsuzluğa bir başkaldırı olarak görebiliriz. İşte bunu görmeye başladığımız andan itibaren intihar kararını almanın uyumsuzun kendi yöntemini bırakıp onu mutlu eden ve cevaba ulaştıran yönteme boyun eğişini görüyoruz. Evrenin nasıl oluştuğunu bilemediğimiz gibi ölümden sonraki durumun bizim için çözüm olup olmadığını bilmek gibi bir şansımız yok. Bunu bildiğimizi iddia etmek mantıksal sıçrama yapmak demektir. Mantıksal sıçrama yapıldığı an kişi uyumsuz olmaktan çıkar ve eski haline geri döner. Düşünen , sorgulayan uyumsuz kişi intihar ettiği zaman tüm hayatına da ihanet etmiş demektir aslında. Bu durum beni ilk sorduğum sorulara geri götürüyor. Evet yaşam ve ölümü kıyaslamamız mümkün değil ve yaşamı hiyerarşik olarak üstün tutmamız da mümkün değil. Ama burada yapmamız gereken şey görebildiğimiz ve içinde yaşayabildiğimiz hayatı bilinmezlerle dolu ölüme tercih etmemiz mümkün değildir. Eğer ölümden sonrasını kestirebiliyor olsaydık sorduğum soruların hepsi önemli sorular olarak nitelendirilebilir fakat soruları cevaplamamız için öncelikle ölümün ne olduğunu tanımlamamız gerekiyor. Bu noktada alınan bir intihar kararı mantığı bırakıp oyunu zarlara bırakmak demektir. Kitabın Uyumsuz Bir Uslamlama bölümü benim giriş kısmında bahsettiğim sorulara kesin bir cevap oluşturmasa da en azından kafamdaki sisleri bir nebze de olsa dağıtmamı sağlıyor. Bundan sonra anlatacağım şeyler sorularımdan bağımsız olarak kitapta beğendiğim kısımlardır.



"Ama , fazla olarak, kederlilerin kederli olmaları için iki neden vardır : ya bilmezler ya umut ederler." Bu yaptığım alıntı aslında Sisifos Söyleni'nin verdiği mesajın bir özeti niteliğindedir.Umut etme noktasında gerçekler çok büyük önem taşır. Gerçeği görmezden gelmek yapabileceğimiz en büyük hatalardan biri. Örneğin insanlar duygusal ilişkiye başladıklarında sanki o ilişki sonsuza kadar sürecekmiş gibi davranırlar. Bu aslında hayalci bir tutumdur. Eğer bu insanlar hayatlarının gidişatını ve mutluluklarını ilişkilerinin sonsuza kadar devam edeceği hayali üzerine kuruyorlarsa mutsuz olmaları yakındır. Aynı şekilde insanlar her an ölebileceklerini bilirler ama buna uygun davranmazlar. Bu yüzden hayatlarını gerçekten mutlu oldukları şekil yerine onlara dayatılan kalıplar içinde yaşarlar. Sanatçı olmak yerine memur olurlar. Çocuk yapmaları gerektiği için çocuk yaparlar. Hayatına rasyonel bir açıdan bakabilen insan hayatının kontrolündedir. Aldığı kararlardan yaptığı eylemlerden sadece kendi sorumludur. ""Kanlarıyla yargıları alabildiğine birbirine karışan, bu nedenle  de yazgı parmağının  dilediği deliğinden ses çıkardığı flüt olmayan kişilere ne mutlu!"der Hamlet" Camus bu durumu bu alıntıyla belirtir kitabında. Ikriu filminde Watanabe hayatının kontrolünün kendinde olmadığının farkına çok geç varıyor. Ölüm beraberinde mutluluk kaygısını getiriyor ve silkinmeye yardımcı oluyor. Camus'nun bahsettiği durum umutsuzluk değildir daha nötr bir durumdur , hayatlarını umutlar üzerine inşa etmeme durumudur. Her an ölebileceğini bilen biri için an en önemli şeydir ve onu çok iyi değerlendirmek isteğiyle yanıp tutuşur. Yaşadığı küçük talihsizlikler karşısında daha güçlü bir duruşu vardır. Camus ölümsüzlük vadeden kilise hakkında şunları söyler : "Bilmiyor değiliz, tüm kiliseler bize karşı. Bir yere varmayı isteyen yürek durasızlığa yan çizer, tüm kiliseler de ister Tanrısal, ister siyasal olsunlar, durasızlığa göz dikerler. Mutluluk ya da cesaret, gündelik ya da adalet onlar için ikincil amaçlardır. "  Sisifos'un cezasına rağmen mutlu oluşunun ardında bir kabulleniş vardır. Sisifos taşı tepeye sonsuza kadar çıkaracağının bilincindedir ve o zaman taşı çıkarmak onun görevi değil hayatı olmuştur. Bunun farkına varan Sisifos taşı çıkarma sürecini daha iyi gözlemleyip ondan mutluluk çıkarabilecek bir noktaya gelmiştir yani anı yaşamaya başlamıştır , kendini görevinin biteceğine ikna etmez.



“Bu evrende yapıt, bilincimizi ayakta tutmak ve onun serüvenlerini görüp göstermek için tek şansımızdır. Yaratmak, iki kez yaşamaktır.”


"Gerçek sanat yapıtı her zaman insansal ölçüdedir. Her şeyden önce "daha az" söyleyendir."


"Yaratımı bitiren bir şey varsa , gözleri kararmış sanatçının yengin ve aldatıcı haykırışı,"Her şeyi söyledim" çığlığı değildir bu,yaratıcının ölümüdür,deneyimini ve dehasının kitabını kapatan ölümü."



Bu alıntılar da kitapta hoşuma giden kısımlardan birkaçı. Umarım yazdıklarım hoşunuza gitmiştir. Kitap sayfa sayısının az olmasına rağmen okurken beni yordu. Bunun birincil nedeni Tahsin Yücel'in çeviride kullandığı ve benim bilmediğim Türkçe kelimeler. Zaten anlaşılması ve üzerine düşünülmesi efor isteyen böyle bir kitabı böylesine ağdalı bir dille çevirmek bence okuma işlemini çok yorucu yapmış. Fakat bunların dışında gerçekten kitap benim hoşuma gitti ve bunu sizlerle paylaşmak istedim. Gerek film yazılarıma gerekse bu yazıma yorum yapmaktan çekinmeyin. Arrivederçi!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder