17 Haziran 2016 Cuma

Ikiru Film İncelemesi

Yazın yapacağım incelemeler serisinin ikinci filmini Japon sinemasından seçtim. Hayatın ve yaşamanın anlamını düşündüğüm şu günlerde böyle bir filmi izlemek de benim için güzel oldu. Bu film aynı zamanda benim izlediğim ikinci Akira Kurosawa filmi. Filmi gerçekten çok beğendim. Anlatımı çok temiz ve yalın. İzlerken sürenin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile. Filmin içinde herkes kendi hayatından bölümler bulabilir. Daha önce izlediğim Seven Samurai filmindeki Takashi Shimura yine başka bir Kurosawa filminde başrol oynuyor. Bazı yönetmenlerin favori oyuncuları var ve bu oyuncuları filmlerinin çoğunda kullanıyorlar. Bergman filmlerinde de hep benzer oyuncuların oynadığını çok rahatlıkla görebilirsiniz. Lafı çok uzatmadan biraz filmi konuşalım.


Filmde altı tane müzik kullanılmış. Zaten filmi izlerken de müziklerin baskın olduğu bir yer hatırlamıyorum. Bu durum izleyicinin duyguyu doğrudan izlediği görüntüden almasını sağlıyor ve görüntüyle ahenk içinde kulağımıza geliyor. Film sırasında insanların yüzlerinin çokça yakın planda olduğunu da fark ettim. İnsanın yüzü yaşadığı duyguların birer aynası olduğu için bazen diyalogla verebileceğiniz duygudan fazlasını verebiliyorsunuz. Blue Is the Warmest Color incelememde de yakın çekimlern öneminden daha fazla bahsetmiştim. Diyaloglar oldukça yalın bir biçimde yazılmış ,bu sayede anlam ararken içinde boğulmuyoruz filmin. Bu durum bizim olayla ve ana karakter olan Watanabe ile empati kurmamızı kolaylaştırıyor.



Film özetle ölmeye yakınlaştığını fark eden Watanabe adlı bir memurun neden yaşadığını ve ölmeden önce iz bırakma çabasını anlatıyor. Watanabe eşinin vefatından sonra hayatının önemli bölümünü duygusal olarak yalnız geçirmiş bir memurdur. Çok sıkıcı işinde otuz yıldır çalışmakta ve yaşam amacını yegane oğlu için para biriktirmek olarak belirlemiştir. Watanabe o çok sıkıcı işinde aslında fıkrada da geçtiği gibi önemsiz bir halkadır. Bürokrasinin tüm elemanları gibi görevi insanların sorunlarıyla ilgilenmek yerine işine gitmek ve orada zaman geçirmektir. Bu tarz insanların hayatları kalıp gibidir ve eğer o kalıba uyan hareketler sergiliyorlarsa ,bu durum toplum tarafından tepki görmediği için kendi hayatlarını boşa harcadıklarını göremezler.  Watanabe'nin gözlerindeki bağı açan şey ölüm korkusudur. Ölümsüzlüğün bulunmadığı koşullarda insanlar bir gün öleceklerinin farkındadır ama iş buna göre yaşamaya gelince bunu çok az kişi becerebilir. İnsanların çoğunun yaşamak için sebepleri vardır. Dindar insanlar bu hayatı geçilmesi gereken bir sınav olarak görürken, dindar olmayan insanların bazıları hayatta ulvi bir anlam bulamazlar. Fakat eninde sonunda ulvi bir anlam olmasa bile hayatta , müzik yapmak ,insanları mutlu etmek, bilim yapmak gibi kendilerince anlamlı olduklarını düşündükleri uğraşlar edinirler. Kısacası çoğu insanın yaşamak için belirli sebepleri vardır. Muhafazakar yani kalıplara uymakla görevli insanların amaçları zaten önceden belirlenmiş olduğu için sorgulama mekanizması geliştirmekte zorlanırlar. Watanabe hayatını öleceğini öğrenene kadar boş bir şekilde yaşadığının farkına varıyor. Eğer ölümünün ona çok yaklaştığı gerçeği ,hayatında neler yaptığını sorgulama ve geç de olsa düzeltme şansı sunuyor. 


Watanabe meyhanede tanıştığı yabancıya teslim ediyor kendini. Filmde de geçtiği gibi yaşamın güzelliğini ölümle yüzleştikten sonra anlamaya başlıyor. Filmin ortalarına doğru çılgınca Japonya'da gece hayatını tatmaya çalışsa da yapması gereken asıl şey o değil. Aynı şekilde iş yerinden tanıdığı kadının hayat enerjisinden etkilenip mutlu olmak için onunla zaman geçiriyor. Fakat artık her şey için çok geç. Ne güneşin batışını seyretmeye ne de alemlerde zaman geçirmeye vakti var. Ölmesine bu kadar az kalmış bir adam gerçekten insanları mutlu edecek bir girişimde bulunup insanları mutlu etme çabasına giriyor. Bütün bürokrasiyle , para babalarıyla savaşa giriyor çünkü korkusuz biri haline gelmiştir. Peki neden bunları daha önce yapmadı? Bu soru ona yöneltildiğinde çocuğunu bahane ediyor. Başarısızlıklarımızın ve yanlış kararlarımızın sorumluluklarını üstlenmeyi de bilmeliyiz. Bu noktada başkalarını suçlamak , şansı suçlamak ,kötü kaderinizi kaçmak sizi rahatlatabilir ama önemli olan dürüst olup sorumluluğu omuzlarımızda taşımaktır. İnsan istedikten sonra çok kolay bahane uydurup kendini tatmin edebilir. Bunu yapmak at gözlüğü takmaktan farksız bir durumdur ve sakıncalıdır. İnsanın kendi hatalarını düzeltmesini engeller. Filmde memur kadın adamın at gözlüklerini çıkarmasında yardımcı oluyor ve Watanabe insanları mutlu edecek bu parkın yapılması için elinden geleni yapıyor.



Filmde gördüğümüz diğer bir durum da insanların birbirleri arkasından konuşmayı çok sevmesi. Watanabe ofisten ayrıldığından itibaren arkasından dedikodu eksik olmuyor. Aynı şekilde ölümünün ardından da başta verdiğim tüm emek görmezden geliniyor. Yani insanlar hayatları hakkında kendilerine yalan söyledikleri gibi birbirlerine de yalan söylüyorlar  Watanabe'nin emeğini değersizleştirmekten sakınmıyorlar. Bu noktada anlıyoruz ki ne yaparsanız yapın insanlara yaranmanız onların takdirini almanız kolay değildir. Toplumun beğenisini alıyor olmanız her zaman iyi bir durum da değildir. Bu yüzden hayatta yaptığınız her eylemi kendi hazzınız , kendi doğrularınız ve kendi mutluluğunuzu öncelikli görerek yapmalısınız. Aynı durumu çocuğu için hayatını harcayan ebeveyn durumuna da uyarlayabiliriz. Eğer çocuğunuz için para kazanmayı bir görev olarak değil de sizin hayatınızı da pozitif yönde etkileyen bir eylem olarak görmüyorsanız çocuklarınızdan size hayatınızı ona adamanız durumunda karşılıksız saygı ve sevgi beklemeyin. Siz onlara sormadan yaptığınız bu fedakarlıkta onları şartsız , koşulsuz boyun eğmeye zorlamış olursunuz. 



Filmin sonunda Watanabe biraz buruk da olsa yaptırdığı parkı görerek mutlu bir şekilde ölüyor. En azından ben böyle düşünüyorum. Eğer Watanabe içinde bulunduğu durumun daha önce farkında olabilseydi hayatını daha önce "yaşamaya " başlardı. Sizler de hayatınızı kendinizin yönetmesine ve mutlu olacağınız kararlar almaya özen gösterin. Hayatta alacağınız kararları yalnız siz mutlu veya memnun olacağınız için alın. Filmde de söylendiği gibi ölüm hepimizi her an bulabilir. Eğer ölmeden önce daha fazla mutlu olmak istiyorsanız hayatınızdan pişmanlık kavramını çıkarmalısınız. Zaman sizi dinlemez bir bakmışsınız otuz yıl boyunca sıkıcı bir işte çalışmışsınız. İşte o zaman gençliğinize dönemeyeceksiniz. Bunun adına YOLO mu dersiniz carpe diem mi dersiniz bilemem ama Kenan Işık'ın da dediği gibi "Son kararlarınız hep mutluluk getirsin!" .

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder